AikidoAikido NedirDojomuz fotoğraflarAikido Video izleAikido yazılar makalelerAikido hakkında sık sorulan sorularAikido Teknikleri Hareketleriaikido anadolu yakası iletişim bilgileri


Aikido Nedir ?

Bölüm I.

Savaş sanatları, çok uzun bir zamandan beri insanlar tarafından yapılmaktadır. Kendini savunma ihtiyacından doğmakla birlikte, başka insanlara ve topluluklara saldırmak, onları baskı altına almak için de kullanılır olmuştur. Ateşli silahlardan önce sopa, kılıç, bıçak, balta, mızrak, gürz, ok ve hatta bazı tarım aletleri silah olarak kullanılmıştır. İlk çağlardan başlayarak yağma ve talan ekonomisine dayalı kabile, kabile konfederasyonları ve krallıklar; hem başka halklara hem de kendi halklarına, bu silahları kullanarak şiddet uygulamışlardır. Hatta bu "şiddete tapma" o dereceye varmıştır ki; başta Roma İmparatorluğu olmak üzere bazı despotik krallıklarda, gladyatör denilen köleler, zevk için arenalarda dövüştürülmüş, yaralanıp yere düşenin rakibi tarafından öldürülmesi için seyirciler tarafından tezahürat yapılmış; bir gün belkide aynı kaderi paylaşacağı savunmasız kardeşini öldürünce de, sadist bir uğultuyla alkışlanmıştır.

Günümüzde de profesyonel boks, kick-boks gibi sporlar yoluyla insanlar vahşi duygularını tatmin etmek, ticari kazanç sağlamak, bahis oynatmak gibi yöntemlerle sporu kumar konusu yapmak yaygındır.

Çağdaş köleler diyebileceğimiz bu sporcular, modern arenadan spor salonları veya stadyumlardaki ringlerde dövüştürülmekte; bunun sonucu bazıları yaşamını yitirmekte, bazıları sakat kalmakta bazıları da Muhammed Ali Clay gibi parkinson hastalığına yakalanmaktadırlar.

Ancak ilk çağlarda bile bu her zaman böyle gitmemiş; Spartaküs adında bir gladyatör köle bunlara karşı çıkmış; diğer köleleri örgütleyerek bir köle ordusu kurmuştur. İlkel silahlara sahip olmalarına karşın, güçlü Roma ordusunu birkaç kez yenmişlerdir. Ancak sonunda yenilmişler ve bu haklı isyanlarının bedelini tümünün çarmıha gerilmesiyle ödemişlerdir. Bu; zeka ve taktiğin, güçlü saldırganları bile altedebileceğini gösterir.

Yağma ve talan savaşları Ortaçağdada sürmüş; ateşli silahların bulunmasıyla çok daha kitlesel ve acımasız bir biçime dönüşmüştür. Tüm Amerika kıtası, Afrika, Orta Doğu, Güney ve Güneydoğu Asya sömürgecilik yoluyla köleleştirilmiştir. Bunun sonucu "modern" çağda, "uygar" ülkelerin yolaçtığı Dünya Savaşları çıkmış; atom bombası gibi, birkaç saniyede yüzbinlerce insanın ölümüne ve daha fazlasının sakat kalmasına yol açan silahlar "geliştirilmiştir".

İhtiras,acımasızlık ve bencillik, şiddeti araç olarak kullanarak insanlığa büyük yıkımlar getirmiş; milyonlarca insanın ölümüne neden olmuştur. Şiddete, haksızlığa ve adaletsizliğe karşı koymak herkesin doğal hakkıdır.

Savunma sanatlarının Japonya kökenli olanları, ortaçağda göreceli olarak dar bir toprak parçası üzerinde, derebeyliklere bölünmüş kalabalık bir nüfusun birbirleri ile savaşması sonucu gelişmiştir. Ancak 19. yüzyıl sonuna doğru, modern devletin kurulmaya başlanması, feodal derebeyliklerin tasfiye edilmesi, silah taşımanın yasaklanması ile silahsız savunma sanatları dahada gelişmeye ve yaygınlaşmaya başlamıştır.

Aikido, Morihei Ueshiba (1883-1969) tarafından oluşturulmuştur. Zayıf ve ufak tefek olduğu için küçük yaşlarda, ailesi tarafından savunma sanatlarına yönlendirilmiş, o sıralar Japonya'da yapılan bir çok savunma sanatını yıllarca aralıksız çalışmıştır. Bütün bu birikimlerini aklın süzgecinden geçirerek, 1925 yılından itibaren Aikido'yu oluşturarak dojosunda çalıştırmaya başlamıştır. Yıllar boyunca hem Aikidoyu geliştirmiş hem de bir çok öğrenci yetiştirmiştir.

İlk zamanlar Aikido dar bir çevrede yayılmış, 2. Dünya savaşı sonrası, Japonya'daki Amerikan işgalinde tüm savaş sanatları gibi yasaklanmıştır. Amerikan işgali sonrası, Japonya'da yeniden yaygınlaşmaya başlamıştır. 1950'lerin sonu 1960'ların başından itibaren Japonya dışına yayılmaya başlamıştır. Önceleri ABD ve Avrupa'da tanınmış daha sonraki yıllarda dünyanın geri kalan ülkelerinde de yaygınlaşmaya başlamıştır. Türkiye'de ise 1980'lerin ortalarından itibaren tanınmaya başlamıştır.

Bölüm II.

Aikido, saldırının türüne, hızına ve yönüne göre karşılık vermelidir. Saldırganı hareket halindeyken denetim altına alabilirseniz; onun dengesini bozup yönlendirerek yerde kilitleyebilir veya yere fırlatabilirsiniz. Eğer saldırgan size saldırdığında ikiniz de hareketsizseniz, örneğin beklemediğiniz anda arkanızdan yaklaşıp sarılmışsa, yine dengesini bozup etkisiz hale getirmelisiniz. Saldrgana göre zayıf, çelimsiz biri bile kendinden iri ve güçlü birini etkisiz duruma getirebilmelidir. Bunun için bizim dengemizin sağlam, saldırganın dengesinin bozuk olması gerekir. Yoksa bizden iri ve güçlü biriyle başa çıkmak çok zordur. Hareket halindeki bir saldırganın dengesini bozmak, denetim altına almak ve yönlendirmek, duran bir saldırgana göre daha kolaydır. Saldırı başladığı anda onu yönlendirip, dengesini bozup yerde kilitlemek veya yere fırlatmak en mantıklı yoldur.

Buna bağlı olarak, yaklaşmakta olan bir saldırıyı, örneğin bileğimize doğru gelmekte olan bir eli, gittiği yöne veya yana doğru yönlendirip uzatabilrsek dengesini bozmuş oluruz. Dengesi bozulan biri ayaklarıyla yerden yeteri kadar güç alamayacağı için; direnmesi, karşı koyması, kendini toparlaması daha güç olacaktır.

Teknikler; aralıklı, aşamalar biçiminde değil tek hareket halinde akıcı halde yapılmalıdır. Duraklamalar yavaşlamalar karşı tarafa toparlanma, karşı koyma fırsatı verir. Deyim yerindeyse teknikler vuruş gibi yapılmalıdır.

Gerçek yaşamda teknik uygulanan kişi kurtulmaya çalışacağı için, tekniği uygulama sürecince boşluk ve gevşeklik olmamalı; teknik herhangi bir açık vermeden oturtulmalıdır. Örneğin saldırganı koluna veya bileğine teknik uygularken, onun diğer elinin veya tekmesinin ve hatta kafa vuruşunun bize ulaşamayacağı bir duruma getirilmesi gerekir.

Teknikleri tüm vücudumuzu kullanarak yapmalıyız. Sözgelimi karşımızdakinin kolunu yere bastırıyorsak; yalnız kolgücümüzle değil, tüm vücudumuzla yüklenmeliyiz. Zaten dengesi bozuk olan saldırganın tek koluna karşı bizim tüm vücudumuz devrede olmalıdır. İtmeli, çekmeli veya kilitleme tekniklerinde tüm vücut kullanılmalı; bazı tekniklerde deyim yerindeyse tüm vücutla saldırgana çarpılmalıdır.

Yukarıda anlatılanlar yalnızca bir fikir vermek amacındadır. Yoksa teknikler bizzat çalışarak ve sürekli tekrar yaparak gelişir. Teknikler sürekli sorgulanmalı, aklın süzgecinden geçirilmeli, daha hızlı, daha etkili, daha dengeli, daha akıcı nasıl yapılır diye kafa yorulmalıdır. Kafamızın yatmadığı hiçbirşey kabul edilmemelidir. Bu konuda rehberimiz, kişisel deneyimlerimiz, mantığımız ve elbette bilimsellik olmalıdır.

Bölüm III.

Bir aikido gösterisi veya antrenmanı izleyenler; genellikle düşmelerle ilgili sorularda sormaktadır. Sokakta aikido uygulanmak zorunda kalınırsa, karşımızdakini böyle uçar gibi yüksek düşüşler yapmak durumunda kalıp kalmayacağı merak edilmektedir.

Bir aikido gösterisinde, teknik uygulanan, bu şekilde düşerek kendisine uygulanan bir kilidi açmakta, ondan kurtulmak için yüksek düşüş yapmaktadır. Ayrıca yere fırlatma tekniklerinde de ileriye doğru düşerek hem tekniği uygulayandan uzaklaşmakta, hem de hiç yara bere almadan, adeta bir bowling topu gibi yuvarlanarak tekrar ayakları üstüne kalkabilmektedir. Düzgün düşmesini bilmeyen biri, burun üstü, kafa üstü veya biçimsiz bir şekilde düşerek ağır hasar ve yaralanmalar ile karşı karşıya kalabilir.

Aikidonun içine bir takım mantık dışı, bilim dışı veya abartılmış unsurlar katılmak istenmektedir. Japon şinto inancının bazı ritüelleri sanki aikidonun vazgeçilmez ögeleriymiş gibi dayatılmaktadır. Bunlardan "ki gücü" kavramıdır. "ki gücü" özetle göbeğimizin dört parmak altında "merkezimizden" (hara) çıkan bir "içsel kudret" olarak tanımlanmaktadır. Şinto inancının bir parçası olan bu kavram, bazı çevrelerce savunma sanatlarının olmazsa olmaz koşulu olarak bellenmektedir. "Merkezimizden" çıkan bu gücün, bir takım olağanüstü etkilere yol açtığı öne sürülmektedir. Teknikleri uygularken, kaslarımızı hiç kullanmadan, hatta hiç kuvvet harcamadan hareket etmemiz gerektiği; kendiliğinden, doğal olarak ortaya çıkan "ki gücünün" arzu edilen sonuçlara fazlası ile ulaşmamıza sağlayacağı öne sürülmektedir. Parmaklarımızın ucundan yayılarak vücudumuzu terk eden bu gücün, saldırgana hiç dokunmadan bile onu devirebileceği, yıllardır çekilen bazı vücut ağrılarının, iki üç dakikalık bir parmak teması ile iyileştirebilece ği vs. gibi özelliklere sahip olduğunu iddia edenler bile vardır.

Kendini savunurken sakin soğukkanlı olmak, vücudu aşırı kasmamak elbette gereklidir. Ancak bunun yalnızca bir takım metafizik güçlerle sağlanabileceğini ileri sürmek,Şinto ve bunun gibi inançlara körü körüne bağlanarak olur.

Bu inançtan olmayan bazıları ise, aikido'ya bir "gizem" katarak onu cazip edici hale getirmek; kendisinde de böyle doğaüstü güçler olduğunun öne sürerek, onunla çalışmaya başlayacak olanların da, bir süre sonra bu gücü kullanabilme yetisi kazanabileceğini vaat etmektedirler. Bu gibi bilim-dışı kavram ve tutumlara karşı konulmalıdır.

Bölüm IV.

Bu tür "yumuşak" aikido, izleyenler tarafından haklı olarak inandırıcı ve gerçekçi bulunmamakta, hatta aikidonun bazı kişilerce "uzakdoğu balesi" diye bile nitelendirilmesine yol açmaktadır.

Bunda bu tür aikidoyu icra-i sanat eyleyen "hocaların" sorumluluğu olduğu gibi onlarla çalışıp, gördüklerini ve yaptıklarını sorgulamayan "talebelerin" de en az onlar kadar sorumluluğu vardır.

"Aikido spor değil sanattır" gibi sözler de bu gibi tutumlara bir diğer örnektir. "Biz maraton koşmayacağız, halter kaldırmayacağız" gibi cümlelerle savunmaya geçmektedirler.

Aikido bir sanattır; ama bir savunma sporu sanatıdır. Müsabakası olmaması onu bir savunma sporu olmaktan çıkarmamalıdır. Bu yüzden kuşak sınavları ciddi olmalı, insanlar müsabakaya hazırlanır gibi sınava hazırlanmalıdır. En üst "dan" lar için bile ciddi sınavlar yapılmalıdır. Belirli bir dan derecesinden sonra sınav yapılmayınca, insanlar fiili olarak aikido yapmamaktadır. Sınav olmayınca, müsabaka olmayınca, denetim olmayınca bazıları arasıra şeklen antrenmana çıkmakta, "süresi" dolunca "dan" ı yükseltilmektedir. Bunun sonucu, internette birtakım çabuk yorulan göbekli "hocaların" gösterileri arz-ı endam etmektedir.

Kuşak derecelerinin hak edilmesinde; ciddi sınavlar, emek, alınteri, sabır, azim, özveri (fedakarlık), dayanışma yani aikido bilgi ve becerisi değil de; başka unsurlar etken olursa; bu adalete, hakkaniyete ve spor ahlakına aykırı olur. Hak edilmeyen bir mertebeyi veren kadar talep edip alan da ahlakdışı davranmış olur. Bunlar onurlu davranışlar değildir. Seviyeyi düşürür yozlaşmaya yol açar.

"Herşey minderde belirlenmelidir." Aksi takdirde kuşak dereceleri rüşvetle alınmış-verilmiş olur. Bu da birtakım yüksek ahlaki değerlere sahip olması gereken aikidonun, ticari meta haline getirilmesine, çıkar ve kazanç kapısı olarak görülmesine yol açar. Buna kılıf olarak da "ekmek parası", "emeğin karşılığı" gibi laflar edilmektedir. Aikido; amatör bir spordur. Aikidocunun başka mesleği ve geliri olmalıdır. Aikidoculuk diye bir meslek yoktur.

Bir baltaya sap olamamış, işsiz güçsüz bir takım asalaklar; her nasılsa elde ettikleri diplomalarla bir yerlerde sözüm ona aikido öğretmektedirler. Yüksek ücretler talep etmekte, kuşak sınavlarından yüksek paralar (haraçlar) alıp, haketmeyenlere para karşılığı kuşak vermektedirler.

Dolayısıyla aikido adı altında, bir takım sahtekarlar ve şarlatanlar tarafından tuhaf şeyler yapılmakta, bu da aikidonun yanlış tanınmasına ve prestij yitirmesine yol açmaktadır. Bu aikidonun en büyük sorunudur ve mutlaka çözümlenmek zorundadır.

Sonuç olarak,Aikido'yu gönüllü ve severek yapmalıyız.Yetenek ve bilgilerimizi diğer insanlarla paylaşmalıyız. Özellikle gençleri alkol,uyuşturucu,ve terörden uzak tutmak için ilkemiz şu olmalı "Birimiz hepimiz;hepimiz birimiz için ...."

Sevgi paylaşmaktır.

                                                


..Anasayfa :: Aikido :: Dojomuz :: Videolar :: Makaleler :: Sık Sorulan Sorular:: Aikido Teknikleri ::İletişim ..

© Aikido Spor Kulübü 2003-2012